kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2018 Perşembe

Proudhon - Sanatın Prensibi Kitabı Üzerine Muhabbetler



 
Anarşist düşünür P.J Proudhon’un Sanatın Prensibi
kitabı üzerine felsefi muhabbetler...
---
Video Metin Kısa Özet
Anarşist J.P Proudhon- Sanatın Prensibi

Proudhon Fransız bir anarşist düşünür ve en bilindik kitabı ise Mülkiyet Nedir? Her halde akıllar da yer etmiş en bilindik sözü de “Mülkiyet Hırsızlıktır” Emin olun eğer kirada oturuyorsanız bunu çok daha iyi anlarsınız.

Şimdi sizlere Sanatın Prensibinden bahsedeyim.
Kısaca genel bir özet yapmış ve tüm sanat tarihini şu şekilde özetlemiş.

Yunan sanatı kendini kültleştirmiş ve putperestti.
Hristiyan sanatı İsa’dan dolayı spiritüalist ve çileciydi.
Rönesans yarı Hristiyan yarı pagandı.
Nihayet bunların hepsinden soyutlanarak Hollanda Sanatı doğdu. Hollanda Sanatı Liberalizmden ve  demokrasiden kendine egemen tip olarak, kendine halkı seçmişti.

Ayrıca Proudhon sanatı ide ve idealar dünyası diye ikiye ayırarak açıklıyor ve şöyle diyor.

İDE: Kilise İsa portresi isteniyor.
İDEA: Acı çeken İsa, muzaffer İsa, şefkat dolu isa, masum isa.
Nasıl sanatçı ideal aracılığıyla iktidarsızlığa varıyorsa,
hayatı din kardeşine model olması gereken din adamı da,
Teoloji aracılığıyla ahlaksızlığa varabilir.
der Proudhon. ve burada ki temel düşünce ide den kopan ve sadece ideal üzerinde yoğunlaşan sanat ve din ki ikiside idealisttir. Toplumu yozlaştırır der.
---
Pierre Joseph Proudhon - Sanatın Prensibi
Pierre Joseph Proudhon - Mülkiyet Nedir
Frans De Waal - İçimizdeki Maymun?
Jean Jacques Rousseau - Toplum Sözleşmesi
---
Zbigniew Preisner : Requiem for My Friend
https://youtu.be/rB_EY3M3lvM

10 Kasım 2017 Cuma

Kağıt Toplayıcı, Tanrı ve Toplum


























Ne Düşünmüştüm?
Soru: Tanrı ve hayvan arasındaki ortak nokta nedir?
Kağıt Toplayıcı, Tanrı ve Toplum çalışmasından bahsetmeden bu süreçte Proudhon'un Sanatın Prensibi kitabının beni sarstığını söylemek zorundayım. Kitaptan alıntıları sizinle yazının sonunda paylaşacağım.

Kağıt Toplayıcı çalışmasına dönecek olursak:Kağıt Toplayıcının yolu onun hayatını temsil ediyor. Ömrünün uzay zamandaki karşılığını. Siyah olan kısımlar ise toplumu,  kediler: bilinçsizliği, yolun sonundaki siyah silüet ise tanrıyı temsil ediyor yani yüksek bilinçliliği. Tanrının ve toplumun ortak renklerde olması aralarındaki paralelliğe gönderme yapıyor.


Kağıt Toplayıcının arkasında kalan papatya Kağıt Toplayıcının  umutlarını ve umutlarını ömrünün sonuna doğru geride bıraktığını anlatıyor.

Sonuç olarak:
Kağıt Toplayıcı, Tanrı ve Toplum çalışması, toplumun bireyin üzerindeki kötülüğünün sıradanlığını anlatıyor.

Buradaki asıl mesele kötülük! Toplumun Kağıt Toplayıcı üzerindeki kötülüğü...
Dünyanın bu halde olmasına sebep olmayan kişinin, dünyanın bu halde olmasına sebep olan kişilerin hizmetkarı olarak yaşamak zorunda bırakılması, safi kötülükten başka bir şey değildir. Tam da burada ileride çok katılamayacağım bir şey anlam kazanıyor.

"En büyük kötülükleri yapanlar, hatırlamayanlardır." 

- Hannah Arendt 

Evet Kağıt Toplayıcıya bunu yapanlar onun için üzülürken sürecin buraya nasıl geldiğini  hatırlamıyor ve hatta yaptıkları şeyin farkına bile varmıyorlar.

Tam da şimdi en baştaki soruya gelelim.

Tanrı ve hayvan arasındaki ortak nokta nedir?

Tanrı ve hayvanın ortak noktası kötülük yapamaz olmalarıdır. Saf bilinç ve saf bilinçsizlik yüzünden kötülük yapmaları imkansızdır. Acı verebilirler, canımızı yakabilir ya da bizi öldürebilirler ama bunu kötülük yapmak için yapmazlar / yapamazlar. Kötülüğü sadece insan yapabilir çünkü insan saf değildir. Kağıt Toplayıcı çalışmasında da kötülük tanrıdan ya da hayvandan değil toplumdan kaynaklanır.

Belki toplum Harent'in de dediği gibi bunu bilinçsizce yapıyor olabilir kötülüğü sıradanlaştırdığı için ama bu bilinçsizlik hali de en basit mantıkta insanı hayvanlaştırıyor.
Oysa bütün toplumsal suçların temelinde insanın tanrılaşma çabası yatar.

İşte bu da
hayatın ironisi.



Proudhon Sanatın Prensibi
Şimdi sizlerle Proudhon'un Sanatın Prensibi  kitabını okurken altını çizdiğim ve Kağıt Toplayıcı çalışmasının yaratım sürecinde bana katkısı olan alıntıları paylaşacağım.
  1. Zira ruhun ve duyarlılığın olmadığı yerde sanat yoktur orada sadece zanaat vardır.
  2. Sanat gelişimini kendi dışındaki gelişmelere borçludur. Aksi taktirde kendi başına kalan sanat fantezici olur, kendini tekrar etmekten kurtaramaz ve durağanlığa mahkûm olur.
  3. Sanat bir mezarcıda, bir paçavracıda bile kendine estetik bir araç bulmayı bilir ve bir ideali ortaya çıkartmak konusunda, Olympos zihniyetine ihtiyaç duyan birinden on defa daha muktedirdir.
  4. Savaş alanının ressamları David ve Gros’dur. Vernet ise asker kantinlerinin Rafello’sunudur
  5. Büyük ressamların ustalıkları da, tıplı büyük yazarınki gibi basitlikten gelir. Basitlik ilk bakışta çok kolaymış ve herkes gibi konuşmaktan ibaretmiş gibi durur. Bunu bir deneyin, bakalım başarabilecek misiniz?
  6. Yunan sanatı kendini kültleştirmiş ve putperestti.
    Hristiyan sanatı İsa’dan dolayı spiritüalist ve çileciydi.
    Rönesans yarı Hristiyan yarı pagandı.
    Nihayet bunların hepsinden soyutlanarak Hollanda Sanatı doğdu. Hollanda Sanatı Liberalizmden, demokrasiden kendine egemen tip olarak kendine halkı seçmişti.
  7. İDE: Kilise İsa portresi isteniyor.
    İDEA: Acı çeken İsa, muzaffer İsa vs…ve sonunda da
  8. Nasıl sanatçı ideal aracılığıyla iktidarsızlığa varıyorsa,
    hayatı din kardeşine model olması gereken din adamı da, Teoloji aracılığıyla ahlaksızlığa varır.




  9. Sanat doğayı olduğu gibi değil olması gerektiği gibi görmektir.

Güzel günler dilerim.